Pzt05212012

Last update10:38:49 AM

Back Buradasınız: Anasayfa Makaleler Mahmut Sarı İslami Eğitim Merkezi

Makaleler

İslami Eğitim Merkezi

Kullanıcı Değerlemesi:  / 2
Kötüİyi 
İslami İlim Merkezi

“Kullar içinde Allah’tan hakkıyla âlimler korkar.”

“Âlimler peygamber varisidir.”

İslam, insan ve hayatı ilim merkezli inşa etmiştir. İlim olmadan insanın yeryüzüne gönderilişinin asıl amacını hakkıyla bilmesi ve buna göre hayatına yön vermesi mümkün değildir. İnsanın “ahseni takvim” veya “esfeli safilin” üzere olması ile ilim arasında ayrılmaz bir bağ vardır.

 

Bu günün dünyasında Müslüman’ın ayaklarını batıya ait zihin kodları üzerine basıyor olması ilim ile aramızdaki bağın zayıflamasının yansımasıdır. Belki de ümmetçe bir savrulma içerisinde oluşumuz burada yatmaktadır. Modern hayat algısına veya batıya ait zihin kodlarıyla oluşturduğumuz aklımıza uymuyor diye İslami kavram ve amelleri hayatımızdan uzaklaştırmaya başlamamız İslami İlimlere değer vermemizden kaynaklanıyor.

 

Elhamdülillah şunu da ifade etmek isterim ki, bu gerçeğin farkında olan üstadlarımızın oluşturduğu İslami İlimleri klasik tarzda öğrenmek isteyenlere hizmet veren oluşumlara her gün yeni bir tanesi katılmaktadır. Klasik tarzdan kastımız Asrısaadetten Tanzimat’a kadar İlim irfan yuvaları olan, Tanzimat’tan günümüze kadar Ümmete unutturulmaya çalışılan ve bütün zulüm ve baskılara rağmen halende İslami İlimlerin tek öğreticisi/taşıyıcısı olan medrese eğitimidir. Uzun bir müddettir mahzun bir konumda olan İslami İlimler alanında bu oluşumlar vesilesiyle büyük sıçramaların yaşanmasını umut ediyoruz.

 

Kısa Bir Tarihi Geçmiş

 

Asrısaadet döneminde dinin tebliğ edildiği belli bir –medrese diyebiliceğimiz-kurum yoktu. Müslümanlar İlim öğrenme vazifesini Mekke devrinde Darul-Erkam Medine döneminde ise Mescid-i Nebevi de yerine getiriyorlardı.

 

Hz. Peygamber(sas)’in hadislerinin sonraki nesillere ulaşmasında ve İslamiyet’in uzak beldelere yayılmasında en mühim rolü ashab-ı suffa oynamıştır. Mescid-i Nebevi’nin sol tarafında kendilerine ayrılan yerde yaşar ve sadece ilim tahsili ile meşgul olurlardı. Hz. Peygamber(sas)’in yanından hiç ayrılmaz Kuran-ı Kerim’i ve Hadis-i Şerifleri zabtederlerdi. Öğrendiklerini orada hazır bulunmayanlara tebliğ ederlerdi. Çünkü sahabeden bazısı pazarda ticaret ile bazısı da hurma bahçelerinde ziraat ile uğraşarak maişetlerini temin etmeye çalışırlardı.

 

Hz. Peygamber(sas)’in dünyadan irtihali ile beraber Ashab-ı Kiram’ın çoğu İslamiyeti yaymak için yeryüzüne dağılmışlardır. Sahabenin her biri, gittikleri şehirlerde ders halkası kurarak talebe yetiştirmişlerdir.

 

Kufe’de Abdullah bin Mes’ud

Medine’de Abdullah bin Ömer

Mekke’de Abdullah bin Abbas

Basra’da Ebu Musa el-Eş’ari

Mısır’da Abdullah bin Amr bin el-As

Şam’da Muaz bin Cebel en meşhur ders halkalarının hocalarıydı.

 

Böylece Kufe medresesi, Hicaz medresesi, Şam medresesi gibi farklı usullere sahip ekoller belirmeye başlamıştır. Bu dönemde tedrisat Hz. Peygamber(sas) dönemindeki usule uygun olarak büyük mescidlerde yapılmıştır.

 

Tabiin devrinde tedrisat Sahabi hocalarının yaptığı gibi mescidler de oturup halka kurarak talebelerine hadis ve fıkıh öğretme şeklinde yapılmıştır. Bu dönemde mescidlere ilaveten muallimlerin evlerinde ve saray mekteblerinde de tedrisat yapılıyordu. İslam hukukunda yazılmış ve günümüze intikal etmiş ilk kitaplarda bu devre aittir. İslam hukukunda ilk kitap yazan zat olarak bilinen İmam Ebu Hanife’de bu dönemde yaşamıştır.

 

 Müstakil medreselerin kuruluşuna Hicri 3. asırdan itibaren başlanmıştır. Fas’ın Fes şehrinde bulunan 245/859 yılında kurulan Kureviyyin medresesi bugünde faaliyette olan dünyanın en eski müessesesidir. Tunus’ta 726’da Kayruvan ve 732’de Zeytune medreseleri bunları 972’de kurulan Kahire’deki Cami’ul-Ezher takip etmiştir. Bütün bu kurumlar camilere bitişik faaliyet gösterirlerdi. Camilerden ayrı medreselerin kuruluşu 11. asra rastlar. Selçuklu veziri Nizamı mülkün kurduğu İmamı Gazali’nin de ders verdiği  bu tahsil müesseselerine Nizamiye medreseleri denilmiştir.

 

Medreseler bir avlu etrafında iki katlı taş binalardan teşekkül eder. Alt katta idare, hoca odaları ve eyvan; üst katta talebe odaları bulunur. Avlunun ortasında havuz, karşı iki köşesinde yemekhane ve mescid yer alır. Semerkand’dan Anadolu’ya Bağdat’tan Kurtuba’ya kadar medreselerin mimarisi genellikle böyledir.

 

İlk Osmanlı medresesinin Orhan Gazi tarafından 1330 da İznik’te kurulduğu kabul edilir. Osmanlı medreseleri Fatih Sultan Mehmed’in İstanbul’un fethinden sonra kendi adına kurduğu medreseyle kemaline erdi. Sultan İkinci Bayezid ve Kanuni Sultan Süleyman kendi adlarını taşıyan medreseleri ile de tedrisat sistemi en son şeklini kazandı. Batı normlarının etkisiyle ilan edilen Tanzimat döneminde medreselerin karşısına ibtidai mektebi, rüşdiye, idadi, sultani gibi eğitim kurumlarının açılmasıyla özelde medreseler genelde ise İslami İlimler kan kaybetmeye başladı. Malumunuz en son Tevhid-i Tedrisat kanunuyla İslami İlimlerin taşıyıcısı olan medreseler kapatıldı. Cumhuriyetin ilanı Laikliğin kabulü ve medreselerin kapatılmasıyla İslami İlimler noktasında –birkaç bireysel çaba hariç- iyi tahsil görmüş zatlar bulmak mümkün olmadı. Tabiî ki bunu söylerken kendilerini mevcut ideolojinin savunucusu olarak kabul edenler İslami İlimlerin yeniden ihyasını engellemek için nasıl bir zulüm, baskı, iftiraya başvurduklarını göz ardı etmiyoruz. Bu zulüm döneminde yaşamış olan Üstadlarımız kalplerindeki imanın, yüce İslam davasına olan bağlılıklarının bir göstergesi olarak bütün baskılara rağmen ay ışığında, samanlılarda, mağaralarda İslami İlimleri bin bir güçlükle tahsil ederek gelecek kuşaklara yani bizlere taşımalarını da Allah(cc)’ın “nasr”ı olarak görüyoruz.

 

Dünyanın bütün zinetini bize açtığı bu devirde Biz; Ümmetin dağdaki çobanından tutunda devlet idarecilerine kadar herkesin İslami İlimlerden nasibdar olması gerektiğine, Asrımıza yön verecek İmam Hanefi, İmam Şafii, İmam Gazali, İmam Rabbani, Bediuzzamanların yetişe bilmesi için İslami İlimlerin yeniden ihya edilmesine, batıcı dayatmaya rağmen mü’mince duruşun ancak bu şekilde mümkün olacağına inanıyoruz.

 

Bizden sonraki nesillere İslami İlimleri aktarmanın farz olduğuna olan inancımızdan dolayı sevgili Adanalı kardeşlerimizin İslami İlimler ile tanışması, öğrenmesi ve yaşaması için Derneğimiz bünyesinde Başta Kur’an-ı Kerim eğitimi olmak üzere, Tefsir, Fıkıh, Hadis, Siyer, Arapça, Kıraat dersi ve haftalık İrşad sohbetlerinin yapılacağı; başta değerli Hasan Aydın, İdris Polat, Süleyman Esen ve İmad Hüsyin hocalarımızın ders yapacakları İSLAMİ EĞİTİM MERKEZİ’miz açılmıştır. Bu derslere katılmak isteyen kardeşlerimizden isteğimiz; Asrısaadetten günümüze kadar gelen ve inandığımız İslam dinini oluşturan İlimlerin okutulacağı bu müesseseyi arkadaşlarına, komşularına, akrabalarına duyurmalarıdır. İnşallah en kısa zamanda eğitim programı netleştirilerek duyurusu yapılacaktır.

 

 

 

 

Not:Derslere katılmak isteyen kardeşlerimiz için irtibat telefonu: 0544 905 77 09

 

Makaleler

makaleler
Anadolu Çınarı Derneği Makaleler

 

Sorularınız

Soru ve cevaplarınız
Din ile ilgili sorularınız.

 

Tarihçemiz

tarihçemic
Anadolu Çınarı Derneği Tarihçemiz