Kalp deyince tabii ki onu anlatmaya dil yetmez onu anlatabilmek için gönül ehli olmak gerekir zira kalp
dille ifade edilecek bir şey değildir; ancak yinede insanın kurtuluşunu yegâne merkezi olması açısından kelam döner dolaşır yine kalbe gelir.
İnsan bedenini bir ülkeye benzetecek olursak bu beden ülkesinin payitahtı kalb’dir. Bütün emirler bütün yasaklar hep bu merkezden çıkar. O bir şeye hüküm verdiğinde el, ayak, göz, kulak ve tüm azalar onun emrine asla isyan etmezler; zira kalb kendisine isyan edilemeyen tek kumandandır.
Kâinatın efendisi bu gerçeği en güzel şekilde ifade etmişlerdir:
(الا ان في الجسد مدغه اذا صلحت صلح الجسد كله واذا فسدت فسد الجسد كله الا وهي القلب )
“Dikkat edin! Bedende bir et parçası vardır ki, o düzeldiği zaman bütün beden düzelir. O bozulduğu zaman da bütün beden bozulur. Dikkat edin! O et parçası kalptir.” [Buhârî]
Tüm bedenin kumanda merkezi kalb olunca elbette ki insanın ezeli ve ebedi düşmanı olan şeytanın da hedefi kalbi ele geçirmek olacaktır. O sinsi düşman bilir ki payitaht düşerse savaş bitmiş düşman mağlup olmuş ve işgal edilmiş demektir; dolayısıyla o lâin şeytan hep kalbi ele geçirmek için mücadele eder ve çalışır. Onun bu maksadını kuran bize şöyle açıklar:
114/1-6. De ki: “İnsanlardan ve cinlerden ve insanların kalplerine vesvese veren o sinsi vesvesecinin (şeytanın) şerrinden, insanların ilahı, insanların Hükümranı ve insanların Rabbi olan Allah’a sığınırım.”
Bu amansız düşmandan kurtulmanın yolu kalblerimizi gerçek sahibine teslim etmemiz ve ona sığınmamızla olacaktır; nitekim serveri Zişan efendimiz (sav) şöyle buyururlar:
عَنْ أَنَس بْن مَالِك قَالَ : قَالَ رَسُول اللَّه صَلَّى اللَّه عَلَيْهِ وَسَلَّمَ ” إِنَّ الشَّيْطَان وَاضِع خَطْمه عَلَى قَلْب اِبْن آدَم فَإِنْ ذَكَرَ اللَّه خَنَسَ وَإِنْ نَسِيَ اِلْتَقَمَ قَلْبه فَذَلِكَ الْوَسْوَاس الْخَنَّاس “
“şüphesiz şeytan hortum gibi olan burnunu ademoğlunun kalbine koyar ve vesvese vermeye başlar siz allahı zikredince hemen mevzisine çekilir siz onu unutunca hemen döner ve vesveseye devam eder. işte vesvasil hannas budur.”
Kalb vücudumuzun komuta merkezi olduğu gibi aynı zamanda hak ve batılın ayrıştırıldığı hakikatin ortaya çıkarıldığı hidayetin ve delaletin ayrıştığı noktadır. Bizler hakikati gözlerimizle değil aslında kalbimizle görürüz. Hakeza gerçekleri kulağımızla değil kalbimizle işitiriz. Rabbimiz bu gerçeği yüce kelamında şöyle ifade eder:
اَفَلَمْ يَسٖيرُوا فِى الْاَرْضِ فَتَكُونَ لَهُمْ قُلُوبٌ يَعْقِلُونَ بِهَا اَوْ اٰذَانٌ يَسْمَعُونَ بِهَا فَاِنَّهَا لَا تَعْمَى الْاَبْصَارُ وَلٰـكِنْ تَعْمَى الْقُلُوبُ الَّتٖى فِى الصُّدُورِ
“Peki, yeryüzünde gezip dolaşmıyorlar mı ki, orada olup biteni kalpleri kavrasın ve kulakları işitsin? Ne var ki, onlarda kör olan gözler değil; kör olan, göğüslerdeki kalpler!” (hac, 46) Demek oluyor ki gözlerimizle değil kalbimizle gördüklerimiz esastır, kulaklarımızla değil kalbimizle işittiklerimiz hakikattir.
Aslında kalbinin duyularını kaybeden insan hakikatin belgelerini kaybetmiş karanlıklar içerisinde kalmış demektir. Gördüklerini sanırlar ama kördürler, işittiklerini sanırlar ama sağırdırlar bilakis bu insanlar göğüslerinde artık kalp taşımıyor onun yerine büyük bir taş taşıyorlar demektir.
Dalalet ve azgınlıkta tarih boyunca hep zirveye çıkan, kim bilir insanlık tarihinin yüz karası olan, Allahın elçilerini katleden İsrail oğullarına hitaben rabbimiz şöyle buyurur:
“ (Ne var ki) bunlardan sonra yine kalpleriniz katılaştı. Artık kalpleriniz taş gibi yahut daha da katıdır. Çünkü taşlardan öylesi var ki, içinden ırmaklar kaynar. Öylesi de var ki, çatlar da ondan su fışkırır. Taşlardan bir kısmı da Allah korkusuyla yukardan aşağı yuvarlanır. Allah yapmakta olduklarınızdan gafil değildir.” (bakara, 74)
Kalbi olmayan nice taşlar Hz. Musa aleyhisselam asasını vurduğunda Allah korkusuyla içinden su fışkırtırken kalpleri olan nice insanlar tüm bu manzaralara şahit olmakla beraber ne yazık ki taşlaşmış, taptıkları putlar gibi hissiyatsız bir aşağılık haline gelmiştiler.
Demek ki bizi biz yapan insanı insan yapan esas itibariyle göğsünde taşıdığı kalptir ya o taşlaşmışsa artık onu tarif etmek mümkün değildir.
Nitekim rabbimizde bizlerin o çok önem verdiğimiz sürekli meşgul olduğumuz hep korumaya ve süslemeye çalıştığımız bedenimize değil kalbimize bakmaktadır. Efendimiz (sav) asıl hayatımızda neye dikkat etmemiz gerektiğini en güzel şekilde şöyle ifade eder: “Şüphe yok ki, Allah, sizin bedenlerinize, suretlerinize ve mallarınıza bakmaz! Fakat kalplerinize ve amellerinize bakar!” [Müslim]
O halde yazımızı şu mısralarla noktalamak yerinde olacaktır.
Dil beyt-i Hudâdır ânı pâk eyle sivâdan
Kasrına nüzûl eyleye Rahmân gecelerde.
Dil Farsçada kalp demektir. Allahın evi olan kalbi Allah dışında ki her şeyden temizle ki gönül köşküne rahman nüzul eylesin.
Rabbim cümlemizi kalbini pak eyleyenlerden eylesin inşallah.