İnsan kelimesinin Arapçada bir manasıda nisyan kökünden gelip “unutmak” manasında olmasıdır.
Zaten insan olarak şöyle bir kendimizi mulahaza ettiğimizde hemen ne kadar unutkan olduğumuzu
anlarız,hayatta o kadar çok şeyi unutuyoruz ki haddi hesabı yok hatta ve hatta her gün haşır neşir olduğumuz bizi çepe çevre kuşatan rabbimizin sonsuz nimetlerini de göz ardı ediyor değimliyiz, kim bilir beklide bundan dolayıdır ki yüce rabbimiz rahman süresinde tekrar tekrar “daha rabbinizin hangi nimetini yalanlayacaksınız” (yok sayacak, göz ardı edeceksiniz) buyurmaktadır.
Aslında toplum olarak unuttuğumuz en önemli şeyin ne olduğunu tefekkür etmeli ve hep hatırda tutmanın mücahede sini yapmalı değimliyiz. Yüce rabbimiz bu konuda bizlere hiç unutmamamız gereken,asla göz ardı etmememiz gereken, hatta hayatımızdan, sahip olduğumuz her şeyden daha kıymetli olan en önemli nimetini bir o kadarda önemli bir tehditle bizlere bildiriyor.
“Ey iman edenler! Sizden kim dininden dönerse, bilsin ki Allah yakında öyle bir toplum getirir ki, Allah onları sever, onlar da Allah’ı severler; müminlere karşı yumuşak, kâfirlere karşı da onurlu ve şiddetlidirler; Allah yolunda mücahede eder, hiçbir kınayıcının kınamasından da korkmazlar. Bu, Allah’ın bir lütfudur, onu dilediğine verir. Allah, geniş ihsan sahibidir, her şeyi çok iyi bilendir.”
Ne kadar dehşet bir ifade adeta insanın “aman ya rabbi verdiğin tüm nimetlerini benden alsan da iman nimetinden beni mahrum etme.” Demek geliyor.
Tabii ki bu istek en güzel şeklini efendiler efendisinin ifadesinde buluyor. “Ey Allah’ım senden ancak hüsnü hatime istiyorum.”
Rabbimizin bizi neyle uyardığının farkında mıyız acaba hani sağlıklı iken sağlığımızın kıymetini bilelim deriz, eşimizin, çocuklarımızın, makamımızın, vaktimizin, hatta ve hatta elde varken paramızın kıymetini bilelim deriz; peki hiç imanımızın kıymetini düşünür müyüz sağlığımızı, paramızı, işimizi, makamımızı kaybetmekten korktuğumuz kadar İMANIMIZI KAYBETMEKTEN KORKUYOR MUYUZ acaba!
Şu fani dünyadaki bütün problemlerimizin merkezi kanaatimce budur. biz rabbimizin bize verdiği dava derdini unutunca bütün dertlerin kapıları açılıyor , bir derdi unutunca binlerce dertlere maruz kalıyoruz.
Sahip olduğumuz imanı bütün bir aleme yaymak gibi büyük bir derdimiz varken biz küçük bir evin içinde ya çocuk derdinde ya geçim derdinde ya diploma derdinde boğuluyoruz. Oysaki Hatice annemiz (ra) efendiler efendisiyle olan bir anısını şöyle anlatır . “ resulullah (sav) vahyin ilk yıllarında gecenin geç saatlerinde hala ibadet ediyor Allaha kavminin hidayeti için dua ediyordu ben yataktan seslendim
-ya rasulallah uyku vakti geldi dedim. O (sav) ise yaşlı gözleriyle bana bakarak
-ya Hatice “ey örtüsüne bürünün kalk ve uyar” ayeti geldiğinden beri artık uyku vakti geçti diyordu.
Ne zaman ki bizim uykumuzu bu hitap kaçırmıyor işte o zaman işimiz, evimiz ve daha binlerce dert ve bela uykumuzu kaçırmaya başlıyor. Tabii ki bunu da çağımızın dava adamı uçurumdan ayağı kayıp düşeceği zaman –davam! Diye samimiyetini ifade eden üstad kısa ve öz olarak şöyle ifade ediyor.
Bırak ey bîçare feryadı, beladan kıl tevekkül.
Zira feryad bela-ender, hata-ender beladır bil.
Eğer bela vereni buldunsa, safa-ender, atâ-ender beladır bil.
Eğer bulmazsan bütün dünya cefa-ender, fena ender beladır bil.
Cihan dolu bela başında varken, ne bağırırsın küçük bir beladan, gel tevekkül kıl!
Rabbim cümlemizi bir derde düşüp bütün dertlerini unutanlardan eylesin.